Pages

23 Eylül 2011 Cuma

Storline/Chapter Eighteen: Return



Saat 4:00

Anımsamaya çalıştım.

Alaycı bir erkek sesi, kahkahalar, oyun konsolunun etrafında toplanmış insanlar, tesadüfî bir oyunun televizyondan yansıyan görüntülerine ve yükselen sesine karışan boğuk sesin. Fısıltılar…

Boş şişeler, alkolün boğaz yakıcılığı ve midemdeki yanma, pizza dilimlerinin masa üzerinde bıraktığı yağ izleri.

Aynı sözlerin tetikleyiciliği, gerçekliğimde bir değişmeye neden oldu. Zamanın herhangi bir noktasında gerçekliğin bir parçası değiştirilmiş ya da yok edilmiş gibi.

Seni bir başkasının kollarında görmüş olduğum gerçeğinden rahatsız olmadığın gibi yüzüne yayılan gülümseme ve eğlenme ifadesi beni yakaladı.

Adımlarım birbirine karıştı. Mekânın neresinde olduğum duygusunu yitirmek üzereydim.


Yarı rüya halinde olup olmadığımdan emin değildim. Cavour köprüsünü hızla geçerek, arabayı çılgınca meydana doğru kullandığımın farkındaydım. Bir içgörü parıltısıyla, arabayı nehrin kenarındaki korkuluklara çarpsam dahi hiçbir şeyin olmayacağına dair bir hissine kapıldım. Ceplerimi yokladım. Hala oradaydı. Arabamı kasıtlı olarak Regina Margherita köprüsünün üzerinde yoldan çıkardım. Çarpma sesinin ardından nehrin suları arabanın içine dolarken, John Cage' in Nocture kaydının melodileri yükseliyordu.


Seni dinliyordum...

-Nasıl anlatsam. Bilmiyorum... Peşinden aşağı indim. Arabanın içinde, yanındaydım. Arabayı korkunç bir şekilde köprüye doğru sürüyordun. Sonrasında çarpma sesi kulaklarımda yankılandı. Sağ kolumda bir acı hissettim. Sonra gerçeğe uyanmak istedim. Hayal ve gerçeği ayırt edebiliyor musun?

-Neyin gerçek olduğunu ayırmakta zorlanıyorum.


-Bunu bir düşün!


Zihnim, sürekli ve düzensiz fakat anlamlı mesajları yeniden üretiyordu ki; bir yabancı tarafından, içine bırakıldığım yalnızlığıma sarsıntıyla uyandırıldım.

Bir eli, kenarına limon tutturulmuş dar-uzun içki bardağının yanındaydı. Diğer elinde ise yeni yaktığı sigara.


O an; eğer hüzne karşılık gelebilecek bir imge için belleğimi yokluyor olsaydım, aynı yüz ifadesinin hafızamdan süzülüp geleceğine dair hiçbir şüphe duymadım.


2 yorum:

Milagros dedi ki...

Seni bir başkasının kollarında görmüş olduğum gerçeğinden rahatsız olmadığın gibi yüzüne yayılan gülümseme... Kotu hissettirdi, sanki yasamisim gibi...

insearchofwind dedi ki...

"Herkesin başına en az bir kez gelmiştir" diyecek kadar iddialıyım. :)

Yorum Gönder

 
 

Sylvia Plath

And by the way, everything in life is writable about if you have the outgoing guts to do it, and the imagination to improvise. The worst enemy to creativity is self-doubt. But life is long. And it is the long run that balances the short flare of interest and passion. Dying is an art, like everything else. I do it exceptionally well. I do it so it feels like hell. I do it so it feels real. I guess you could say I've a call. How frail the human heart must be - a mirrored pool of thought. I am too pure for you or anyone. I shut my eyes and all the world drops dead; I lift my eyes and all is born again.

I'm French, so I'm quite lazy about exercising, and I smoke.

I'm French, so I'm quite lazy about exercising, and I smoke.

Can you keep a secret? I'm trying to organize a prison break. I'm looking for, like, an accomplice. We have to first get out of this bar, then the hotel, then the city, and then the country. Are you in or you out?