Gerçekler hakkında kaba bir profil çıkarabilecek kadar bilgi olmadığını düşünenler, anlamın okunması konusunda yanılgıya düşenlerdir.
Benin dünya ile ilişkisinde, gerçekliğin dil ya da düşünce yoluyla kolaylıkla resmedilebileceğine inanıyor olsa da, ortak bir yapıyı paylaşmadıkları için sessiz kalınması gereken bir konu olduğunun farkında değildi.
Örtük bir biçimde dile getirdiği şeyler ise, yaşamındaki derin kırılmaların O'nu nasıl etkilediğinin birer kanıtıydı. Elbette, bu değişimi bütünüyle bir takım olaylara bağlamak indirgemeci bir yaklaşım olurdu; ama yaşadıklarından tümüyle bağımsız olduğunu kim ileri sürebilirdi?
Fikir ayrılıkları, fırtınalı ilişkiler, kişisel çalkantılar da dahil hiçbir ayrıntıyı dışarıda bırakmadan, dile getirişin izini sürerken, sistematik bir bozumu hedefleyen, yıkıcı ve kaynağını her zaman kaostan alan sesinin tonu, bir kez daha trajik olana inandığını fısıldayarak, algıların dünyasını yıkmayı başarıyordu.
"Ölüme, şu andan daha yakın olduğum bir zaman dilimi hatırlamıyorum. Hiç düşünmedim, hiç bir şey yazmadım ve hiç acı duymadım. Sorumluluktan ve susturmayı asla başaramadığım o sesten kaçabilmek için, tüm zayıflığıma ve yorgunluğuma rağmen, kim olduğumu ve nereye gittiğimi bilmeden susmayı tercih ediyorum."
İntihar; hikayenin büyük parçasına dönüşmeden önce, sesindeki yardım çığlığının ciddiyetini anlamayı başaramamıştım.






0 yorum:
Yorum Gönder